İsviçre, dünya savaşlarından beri tarafsız konumunu hep korumuş. Hala da Avrupa Birliği'ne üye olmayarak etliye sütlüye karışmayan bu tavrını sürdürüyor.
Birinci Dünya Savaşı sırasında ortam karışıkken, savaştan çok uzak bir felsefe gerektiren olimpiyatlar için tarafsız bir yere ihtiyaç duyulmuş. hal böyle olunca da olimpiyatların babası kabul edilen Pierre de Coubertin, Uluslararası Olimpiyat Komitesi'nin ana merkezini Paris'ten Lozan'a taşıma kararı almış. O gün bügündür de merkez burada. Lozan da bu merkez fikrinin hakkını vermiş bir şehir. Şehrin muhtelif yerlerinde olimpiyatlara dair şeyler bulmak mümkün. Bunlardan biri de bir sonraki olimpiyatlara geri sayan sayaç! 2020 Kış Gençlik Olimpiyatları'na Lozan'a bekleriz :)
Tuesday, September 29, 2015
Sunday, September 27, 2015
Lozan tavsiyeleri 2: Le Barbare'da sıcak çikolata içmek
Yaklaşık 2 aydır buradayım, ama hem İsviçre'nin Avrupa'nın orta yerinde oluşundan, hem de Lozan'ın üniversite şehri diye geçmesinden tanıştığım herkes burada yabancı! Sadece bir -evet sayıyla da 1- Lozanlı ile tanışabildim, onu bulmuşken de Lozan'daki favori yerlerini ve "Mutlaka yapmalısınız/görmelisiniz/tatmalısınız!" tavsiyelerini sordum. Bu yazı da, bu tavsiyeler kapsamında verilen ilk cevabın denenmesi ile ortaya çıktı :)
Bir kere burada havalar bir garip! Günlük güneşlik bir hava 1 saat içinde fırtınaya dönebiliyor. Yine böyle güzel başlayan bir günde, katedrale çıkan merdivenlere konuşlanmış Le Barbare'ın yolunu tuttuk. Dışarıda masa kalmamış diye üzüldük ("güzel hava buldun mu tadını çıkaracaksın" felsefesi tüm şehre hakim), ama bu modumuzu bozamadı ve içerinin loş ortamına kendimizi bıraktık.
Menüde pek çok sıcak çikolata seçeneği var ama biz hızlı ve sert bir giriş yapmak istediğimizden "chocolat chaud épais" söyledik. Bir fikir vermesi açısından sizi videosu ile baş başa bırakıyorum.
İnternetten yapılan araştırmada ev yapımı tatlıların da çok iyi olduğunu görmüştük. Böyle olunca da çikolatalarımızın yanına ev yapımı elmalı turta ile limonlu kek söyledik. Ahh ah! Size o keki nasıl anlatsam bilemedim. böyle canınız bazen tazecik, kararında kabarmış, şekeri az, ılık kek ister ya; heh işte o kek bu kek!
İsviçre standartlarında fiyatları da uygun bence, TL'ye çevirmeyiniz lütfen!
Bir kere burada havalar bir garip! Günlük güneşlik bir hava 1 saat içinde fırtınaya dönebiliyor. Yine böyle güzel başlayan bir günde, katedrale çıkan merdivenlere konuşlanmış Le Barbare'ın yolunu tuttuk. Dışarıda masa kalmamış diye üzüldük ("güzel hava buldun mu tadını çıkaracaksın" felsefesi tüm şehre hakim), ama bu modumuzu bozamadı ve içerinin loş ortamına kendimizi bıraktık.
Menüde pek çok sıcak çikolata seçeneği var ama biz hızlı ve sert bir giriş yapmak istediğimizden "chocolat chaud épais" söyledik. Bir fikir vermesi açısından sizi videosu ile baş başa bırakıyorum.
İsviçre standartlarında fiyatları da uygun bence, TL'ye çevirmeyiniz lütfen!
Lozan'a gelmişken bu sıcak çikolatayı tatmadan dönmeyin derim!
Adres: Escaliers du Marché 27, 1003 Lausanne
Saturday, September 26, 2015
Lozan tavsiyeleri 1: Olimpiyat Müzesi
Lozan’da bir
gününüz var ve ne yapsam mı diyorsunuz? Açıkçası, turist olarak bir günlüğüne
Lozan’da bulunmayı planlayan biri için ideal bir program değil, zira eminim ki
daha eklenecek çok yer vardır. Ancak yaklaşık 130 bin nüfuslu bu güzide
şehrimizde önümüzdeki 4-5 sene yaşayacak biri, Lozan’ı hafta sonlarına
bölüştürmek istediğinden, onun için oldukça ideal bir programdı. Belki size de
bir fikir verebilir.
Burada klasik bir
Cumartesi günü önce postaneye gidip hafta içi sana teslim edilemeyen paketleri
almak, sonra da markete gidip haftalık alışverişini yapmakla başlıyor
(kahvaltıdan sonra elbette!). Aslında bu işleri azar azar hafta içine kaydırmak
lazım ki Cumartesi 18:00 dedin mi kapanan yerlerini tadını çıkarmaya daha çok
vakit olsun!
O gün ilk durak
Olimpiyat Müzesi’ydi! İsviçre’nin en çok ziyaret edilen ikinci müzesi imiş.
Kişisel olarak benim de en çok etkilendiğim müzeler arasında yer alıyor,
birincilikte ise Gaziantep Zeugma Müzesi var (Bunu böyle söylemek iddialı
oluyor, biraz alt kategorilere bakmam lazım çünkü Londra, Paris, Berlin görmüş
kişilerin bu listeyi kolaylıkla yapabilmesi imkansız!).
Olimpiyat Müzesi
1993 yılında Lozan’da kurulmuş ve şu an dünyadaki en geniş arşive sahip
olimpiyatlar hakkında! Müze gölün hemen kenarında, hatta şu an göldeki bir
gemide geçici bir sergi de bulunuyor. Müzenin bahçesine girişinizden itibaren
ilginç şeyler sizi karşılamaya başlıyor. İşte bahçedeki heykellerden bazıları:
Müzenin hakkını vermek istiyorsanız en az 2 saat ayırmalısınız çünkü oldukça büyük. Sporcuların kıyafetleri, afişler, meşaleler, tarihçe, olimpiyatlarda yaşanan önemli olaylar, açılışta giyilen kıyafetler gibi pek çok ilginç nokta var. Koleksiyonun sonunda ise bir olimpiyat sporcusu olmak için gereken özellikler sıralanmış ve bu özelliklerinizi test etmenize yarayan çeşitli oyunlar bulunuyor. Oyunlara biraz kendimizi kaptırdığımız için orada fotoğraf çekmeyi atlamışım :)
Sporu sadece amatör olarak yapan biriyim, izlemeye de özel bir ilgim yok. Ama müzenin atmosferi çok etkileyici, öyle ki zaman zaman gözlerimin dolduğu oldu. Herkesin, özellikle de genç ve çocukların ziyaret etmelerini çok önemsiyorum bu nedenle. Umarım biraz olsun heveslendirebilmişimdir. Sizi fotoğraflarla baş başa bırakıyorum! Bu arada, bilet tam 18, öğrenci 12 frank. Ve üzerinde tüm gün geçerli olduğu yazıyor. Müzeden çıkarken biletleri girmekte olan birine vermediğimize üzüldük sonra.
| Elde dikilmiş olimpiyat bayraklarından biri, 1914'e ait |
| Kadınlar Olimpiyatlar'a ilke kez 1900'de Paris'te katılmış. Beauvoir'a selam olsun! |
| Moschino tarafından olimpiyatlar için hazırlanmış İtalyan Alpleri göndermeli muhteşem elbise |
Monday, September 14, 2015
Evde Yoğurt – Mutlu Son
Kendi yoğurdumu mayalamayı çok istediğimden, birkaç denemeye
daha hazırdım aslında ama bakterilerimle iyi anlaştık bu sefer ve yoğurdum
tuttu !
·
Geçen
sefer bir blogda mayayı süte eklerken karıştırmamak gerektiğini okuduğumdan
tencerenin kenarından boşaltıvermiştim mayayı. Ama bu, yoğurt kaymaklı olsun diyeymiş. Bu sefer bir güzel karıştırdım.
·
Biraz
daha fazla yoğurt koydum, çünkü buradaki yoğurt zaten bizim alıştığımız gibi
katı degil, oldukça akışkan bir formda.
·
Gecen
seferkinin 3 kati bir sure daha fazla beklettim yoğurdu buzdolabına koymadan önce. Bence en önemli nokta buydu. Gecen sefer 2.5-3 saat bekletmiştim.
Açtığımda yoğurt kokusu vardı ancak tamamen sıvıydı tencere. Bu sefer 21:30
gibi sarıp sabah 8:00 gibi buzdolabına koydum. Ve bingo!
Bir de hem
kendime not hem kafası karışanlara tavsiye: sütü kaynattıktan sonra içine serçe
parmağını sokup 10’a kadar sayma ölçüsünden hoşlanmıyorum ve mutfak termometrem
de yok. Sütü de hep aynı tencerede kaynatıyorum. Dolayısıyla bu ölçü benim için "Süt kaynadıktan sonra ocaktan al, 40 dakika bekle"ye dönüştü, çok da memnunum, belki sizin de işinize yarar. Afiyet ola!
("Spoiler" vermek gibi olmayacaksa sıradaki hedefimi açıklıyorum: Evde mayalı pişi
yapımı!)
Subscribe to:
Posts (Atom)

